Risk primi meselesi

Finansal piyasalarımızdaki derinlik arzu edilen ölçekte olmadığı, yatırım tercihleri yıllardır belirli ürünler ekseninde sınırlandığı için bazı terimleri geç kavrıyor, çabuk tüketiyoruz. Bu durumu ilk olarak Mart ayı ile birlikte swap (takas) piyasalarında yaşanan maliyet artışıyla tecrübe ettik. Sonrasında ise gündeme ülke risk primini ifade eden Credit Default Swap (CDS) kavramını aldık. CDS konusu üzerine konuşmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Belki de karşılaştırmalı birkaç rakam üzerinden ne kadar önemli olduğunu, sadece yükseldiği dönemlerde değil, gerilediği fiyatlama ortamında da hatırlamanın doğru olduğu üzerine kafa yorma şansımız olur.
CDS, ülkenin gelecek vade içerisinde iflas etmesi üzerine piyasalarda geçen işlemler sonucunda oluşan risk primini ifade ediyor. Şirketler için de aynı durum söz konusu. Kişi ve/veya kurumlar yaptıkları işlemlerde risklerini hedge etmek amaçlı bu ürünü tercih edebiliyorlar. Kimi zaman da piyasa işleyişinin doğası gereği spekülatif amaçlı pozisyonlanmalar söz konusu oluyor. İşlem hacmi diğer enstrümanlara kıyasla düşük olmakla birlikte, ülke/şirket bazında değişiklik gösterebiliyor. En sık takip edileni USD cinsinden olanı ve 5 yıl vadeyi içereni. Türkiye örneğinde bakacak olursak, 5Y vadeli CDS seviyemiz, ülkeye dair risklerin arttığı, yatırım yapma iştahının azaldığı dönemlerde yükseliyor, tersi durumda ise geriliyor.

Rakamlarla ilerleyelim ve bugüne gelmeyi deneyelim. Malumunuz, 2012 Kasımı’nda ilk kez yatırım yapılabilir ülke notuna eriştiğimizde küresel kriz sonrası uygulanan global para politikalarının da sağladığı destekleyici ortamla birlikte risk primleri bizde olduğu üzere dünya genelinde de düşük seyrediyordu. 2013’ün ilk yarısında birçok fon açısından kritik önemde olan ikinci not artışı desteğini de aldığımızda kapanış seviyesi bazında ülke CDS değerimiz 112 baz puan düzeyine gerilemişti. Ne demek? Ülkeye dair algılanan risk katsayısı azalmış, borçlanmalarda üzerine konulan prim gerilemişti. Geçmiş karşılaştırma ile sayısallaştıralım: Türkiye’nin CDS primi 2008-2013 döneminde ortalamada 226 baz puan seviyesinde oluşum gösterdi. Aynı süreçte, Güney Afrika, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Meksika’dan örnekleyebileceğimiz seçilmiş GOÜ grubunun risk primi ortalaması ise 190 baz puanda oluştu. Yani, Türkiye, gerek fon akışı gerekse algılama açısından en iyi günleri olarak nitelendirebileceğimiz o yıllarda dahi piyasa fiyatlamaları nezdinde emsallerine kıyasla ortalamada 36 baz puan kadar daha riskli olarak değerlendirildi. Ancak, makas çok fazla açılmadı, genellikle birbirine paralel seyretti. Anımsayalım, bahsettiğimiz dönem aynı zamanda GOÜ risk iştahının arttığı, kredi notlarının birbirine paralel şekilde pozitif tarafta revize edildiği gelişmeleri de kapsıyor. Özetle, ayrışmanın bugünlerde olduğu gibi belirginleşmediği.
Devam eden süreçte gerek dünya gerekse GOÜ ortamı farklı bir ortama evrildi. Fed’in para politikasında yaptığı ayarlama her noktada etkisini gösterdi, algılama değişti. ABD’de başkanlık koltuğuna yaptıkları kadar yapacakları da anlaşılmakta güçlük çekilen Donald Trump oturdu. Her ülke kendi risk değerlendirilmesi çerçevesinde farklı bir fiyatlamaya maruz kaldı. Nitekim Türkiye de bundan etkilendi. 2014-2018 döneminde CDS ortalamamız 242 baz puana yükseldi. Sadece 2018 yılında yaşanan negatif gelişmeler sonucunda 4 Eylül günü 574 baz puandan kapanış takip edildi. Tüm yılın ortalaması ise 304 baz puan oldu. Yani, riskli görülme düzeyimiz yükseldi, borçlanma maliyetlerimiz arttı, fon çıkışları hızlandı.

CDS kavramını 2019 ile daha sık konuşur olduk. Yıl içerisinde 520 baz puan düzeyini test etsek de uzun bir aradan sonra yeniden 300’lü rakamların alt kısmını telaffuz eder durumdayız. Kuşkusuz bu gelişmede; politik-jeopolitik ortama dair haber akışının olumluya dönmesi kadar, ülke ekonomik performansının yıl başlangıcındaki zayıf beklentilerden daha iyi iş çıkarması da etkili oldu, trend enflasyonun azalan talep ve stabil liraya paralel ivme kaybetmesi de. Ancak, özellikle son 1 aylık süreçteki temel oyun değiştirici faktörler olarak: i) ABD ile varılan Ankara mutabakatı ii) Rusya ile varılan Soçi mutabakatı iii) Fitch’in not görünümünü durağana revize etmesini altını çizerek belirtmek gerekiyor. Nedir? Siyasi ortam fiyatlamalar açısından önemlidir. Nokta.

Bugünlerde Mart ayının ikinci yarısında artan stres öncesi seviyelerden işlem görüyor risk primimiz. Olumlu mudur? Kesinlikle. Umarız 5 Şubat kapanışı olan 297 baz puan seviyesi de aşağı yönde geçilir ve algılama olumluya dönmeye devam eder. Peki, yeterli mi? Tabi ki hayır. Daha gidecek bir hayli yolumuz bulunuyor. Yukarıda “emsal ülkeler” olarak tanımladığımız ekibin 8 Kasım itibarıyla ortalama CDS primi 104 baz puan düzeyinde oluşuyor. Yazının kaleme alındığı dakikalarda onlarla aramızdaki spread 211 baz puan. Bardağın dolu kısmından bakacak olursak, 22 Mayıs günü oluşan 361 baz puanlık spreada kıyasla makası göz ardı edilemeyecek derecede kapatmış durumdayız. Boş kısmında ise riskleri azaltmaya devam etme yolunda atılacak çok yolumuz olduğu gerçeği. 2020 yılı bu anlamda ciddi test süreci olacak. Başarabilirsek ilk hedef aradaki farkı 2017 ortalaması olan 48 baz puana çekmek olabilir. Başaralım, başarmak için hep birlikte çaba gösterelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir